Paris Antlaşması sonucunda ne oldu ?

Ipek

New member
Paris Antlaşması Sonucunda Ne Oldu? Geleceği Nasıl Değiştirecek?

Paris Antlaşması sonucunda gerçekten ne değişti?

İklim değişikliği hakkında konuşurken sık sık “Paris Antlaşması ne işe yaradı?” sorusuyla karşılaşıyorum. Bence bu soru oldukça yerinde; çünkü 2015 yılında imzalanan anlaşmanın üzerinden artık on yılı aşkın bir süre geçti ve bugün elimizde geçmişi değerlendirebilecek kadar veri var. Üstelik mesele yalnızca sıcaklıkların artması veya buzulların erimesi değil. Enerji fiyatlarından otomobillere, şehir planlamasından tarıma, sanayi yatırımlarından uluslararası ticarete kadar çok geniş bir alan Paris Anlaşması'nın oluşturduğu yeni iklim politikası çerçevesinden etkileniyor.

Öncelikle küçük ama önemli bir ayrımı belirtmek gerekiyor: Burada söz konusu olan, 2015'te Paris'te kabul edilen Paris İklim Anlaşması. Anlaşma 12 Aralık 2015'te kabul edildi ve 4 Kasım 2016'da yürürlüğe girdi. Temel hedef, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 2°C'nin oldukça altında tutmak ve 1,5°C ile sınırlandırmak için çaba göstermekti. Anlaşmanın en önemli özelliklerinden biri, iklim değişikliğini yalnızca gelişmiş ülkelerin sorunu olmaktan çıkarıp bütün ülkelerin ortak sorumluluğu haline getirmesiydi.

Peki sonuç ne oldu? Cevabım şu: Paris Anlaşması iklim krizini çözmedi ama dünyanın iklim politikası yönünü ciddi biçimde değiştirdi. Ancak bugünkü veriler, değişimin henüz hedeflere ulaşacak kadar hızlı olmadığını da açıkça gösteriyor.

Paris Anlaşması'nın en büyük sonucu: Her ülke kendi hedefini açıklamak zorunda kaldı

Paris Anlaşması'nın pratikteki en önemli mekanizmalarından biri Ulusal Katkı Beyanları, yani NDC'ler oldu. Ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmak, uyum kapasitesini artırmak ve iklim finansmanına katkı sağlamak için kendi ulusal hedeflerini açıklamaya başladı.

Buradaki yaklaşım oldukça stratejik. Tek bir küresel reçete yerine ülkelerin ekonomik ve sosyal koşullarına göre hedef belirlemesine izin veriliyor. Ancak hedeflerin belirli aralıklarla yenilenmesi ve zaman içerisinde daha iddialı hale getirilmesi amaçlanıyor. Beş yıllık küresel durum değerlendirmesi mekanizması da bu sürecin önemli parçalarından biri. İlk Küresel Durum Değerlendirmesi 2023'te COP28'de tamamlandı ve ülkelerin hedeflerini güçlendirmesi gerektiği açık biçimde ortaya kondu.

Burada erkeklerin daha çok strateji, enerji güvenliği, sanayi rekabeti veya devlet politikaları açısından yaptığı değerlendirmeler ile kadınların iklim krizinin aileler, sağlık, gıda güvenliği, bakım emeği ve toplumsal eşitsizlikler üzerindeki etkilerine odaklanan değerlendirmelerini birbirinin alternatifi olarak görmemek gerekiyor. Asıl değer, bu perspektiflerin birlikte kullanılmasıyla ortaya çıkıyor. Çünkü enerji altyapısı hakkında alınan stratejik bir kararın birkaç yıl sonra bir ailenin elektrik faturasında, çiftçinin üretim maliyetinde veya kentte yaşayan yaşlıların sıcak hava dalgalarından etkilenme riskinde karşılığı olabiliyor.

Peki emisyonlar gerçekten azaldı mı?

İşte Paris Anlaşması'nın en tartışmalı noktası burada.

Anlaşmadan sonra yenilenebilir enerji yatırımlarında, iklim politikalarında ve düşük karbonlu teknolojilerde ciddi ilerleme görüldü. Fakat küresel sera gazı emisyonları henüz gereken hızda düşmüş değil. UNEP'in 2025 Emisyon Açığı Raporu'na göre küresel sera gazı emisyonları 2024 yılında yıllık bazda yüzde 2,3 artarak 57,7 milyar ton CO₂ eşdeğerine ulaştı. Aynı rapor, mevcut politikaların tam olarak uygulanması halinde yüzyıl sonundaki sıcaklık artışının yaklaşık 2,8°C olabileceğini hesaplıyor. Mevcut ve koşullu NDC'lerin tam olarak uygulanması halinde ise tahmin yaklaşık 2,3-2,5°C aralığında.

Bu rakamlar aslında Paris Anlaşması'nın başarısını ve başarısızlığını aynı anda gösteriyor.

Başarısızlık açık: 1,5°C hedefinden hâlâ uzağız.

Fakat başka bir açıdan bakıldığında önemli bir ilerleme var. UNEP verilerine göre Paris Anlaşması'nın kabul edildiği dönemde yüzyıl sonu sıcaklık artışı tahminleri yaklaşık 3-3,5°C seviyesindeydi. Bugün politika ve taahhüt senaryolarının önemli bölümünde tahminler daha düşük. Yani dünya hâlâ doğru hızda ilerlemiyor olabilir ancak geleceğe ilişkin beklenen iklim tablosu 2015'e göre daha olumlu.

Paris Anlaşması enerji sektörünü nasıl değiştirdi?

Bana göre anlaşmanın uzun vadeli etkisinin en fazla hissedileceği alan enerji olacak.

Çünkü iklim politikası artık yalnızca çevre bakanlıklarının konusu değil. Enerji güvenliği, sanayi politikası, ulaştırma, savunma stratejileri ve dış ticaretle doğrudan bağlantılı hale geldi.

COP28'de gerçekleştirilen ilk Küresel Durum Değerlendirmesi, 2030'a kadar küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki yıllık iyileşme hızının iki katına çıkarılması yönünde çağrı yaptı. Ayrıca fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir geçiş yönünde önemli bir siyasi mesaj ortaya çıktı.

Buradan geleceğe yönelik oldukça güçlü bir çıkarım yapılabilir: Önümüzdeki yıllarda ülkeler yalnızca “daha az karbon salacağız” demekle yetinmeyecek. Elektrik şebekeleri, batarya depolama, elektrikli araçlar, güneş ve rüzgâr enerjisi, enerji verimliliği ve düşük karbonlu sanayi için yarışacak.

Erkeklerin stratejik bakış açısından burada özellikle enerji bağımsızlığı ve ulusal güvenlik konusu öne çıkıyor. Fosil yakıt ithalatına bağımlı ülkeler, yenilenebilir enerji ve depolama teknolojilerini yalnızca çevre politikası olarak değil, enerji güvenliği aracı olarak da görebilir.

Öte yandan insan odaklı bakış açısından asıl soru şu: Bu dönüşüm vatandaşın hayatını kolaylaştıracak mı?

Eğer temiz enerji yatırımları elektrik maliyetlerini uzun vadede azaltıyor, toplu taşımayı geliştiriyor, evleri daha verimli hale getiriyor ve hava kirliliğini düşürüyorsa Paris hedeflerinin toplumsal karşılığı çok güçlü olacaktır. Ancak dönüşümün maliyeti düşük gelirli hanelerin üzerine yıkılırsa iklim politikalarına yönelik toplumsal destek zayıflayabilir.

Türkiye açısından Paris Anlaşması'nın sonucu ne oldu?

Türkiye açısından konu daha da somut hale geliyor. Çünkü iklim politikası Türkiye'nin sanayisini, ihracatını, enerji maliyetlerini ve şehir yaşamını doğrudan etkileyebilir.

Avrupa Birliği'nin karbon düzenlemeleriyle birlikte ihracat yapan sektörler açısından emisyonların ölçülmesi ve azaltılması giderek daha önemli hale geliyor. Bu nedenle Paris Anlaşması'nın Türkiye açısından etkisini yalnızca “kömür santrallerinin geleceği” üzerinden değerlendirmek eksik olur.

Çelik, çimento, otomotiv, tekstil, kimya ve diğer enerji yoğun sektörlerde üretimin karbon ayak izi giderek ekonomik bir parametreye dönüşüyor. Önümüzdeki yıllarda düşük karbonlu üretim teknolojisine yatırım yapan şirketlerin uluslararası pazarlarda avantaj elde etmesi mümkün.

Benim bu konudaki değerlendirmem, Türkiye açısından en kritik başlığın iklim politikasını bir maliyet değil sanayi dönüşümü olarak ele almak olduğu yönünde. Çünkü dünyada temiz teknoloji yatırımları hızlandıkça, erken hareket eden ülkeler teknoloji, finansman ve ihracat açısından avantaj sağlayabilir.

Fakat bunun yerel ayağı da unutulmamalı. İstanbul gibi yoğun nüfuslu şehirlerde sıcak hava dalgaları, sel, su yönetimi ve hava kalitesi giderek daha önemli hale geliyor. Anadolu'da ise kuraklık, tarımsal verimlilik ve su kaynakları öne çıkıyor.

Bu nedenle Paris Anlaşması'nın Türkiye'deki gerçek sonucu yalnızca Ankara'da açıklanan hedeflerle değil, belediyelerin, çiftçilerin, sanayicilerin ve hanelerin günlük hayatında görülecek.

Gelecekte bizi ne bekliyor? 2030'a kadar kritik dönem

Burada fazla iyimser olmak için elimizde yeterli veri yok.

UNEP'in 2025 değerlendirmesine göre Paris hedefleriyle uyumlu bir yol için 2035 yılında küresel yıllık emisyonların 2019 seviyesine göre yaklaşık yüzde 35 azaltılması 2°C hedefi, yüzde 55 azaltılması ise 1,5°C hedefi açısından gerekli. Mevcut politikalar ise bu ölçekte bir dönüşümü henüz sağlamıyor.
 
Üst